Yunanistan’ın ToVima Gazetesi Sordu, Ben Yanıtladım.
Türkiye’deki son siyasal bunalım, dünyanın pek çok yerinde farklı değerlendirmelere konu oluyor. Gözlemciler, bu durumu Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşık çeyrek yüzyıldır sürdürdüğü iktidarında en büyük rakibini saf dışı etme manevrasına dair gösterilen tepkilerle ilişkilendiriyor. Diğer yandan, Erdoğan’ın otoriter adımlarının değişen uluslararası koşullar altında daha kabul edilebilir hale geldiği görüşü de var. Örneğin, benzer adımları atan Donald Trump’ın ABD’de yeniden başkan olmasının yanı sıra, Türkiye’nin Avrupa Birliği açısından stratejik önemi bu durumu pekiştiriyor.
Bu analizlerin arasında, gündeme yeni bir kuşak çıkan bir kriz dalgası var. Ben bu krizin nedenlerine odaklanmak yerine, Siyaset sahnesine yeni bir kuşağın inmesini göz önünde bulundurmak istiyorum. “Z kuşağı” olarak adlandırılan bu gençler, Erdoğan’ın iktidara gelmesinin ardından doğmuş ve alternatif bir siyasi iktidar deneyimi yaşamamışlardır. Ancak, son günlerde sokaklara çıkarak “Bu böyle olmaz!” şeklinde haykırmaya başladılar.
Gençlik ve Siyaset
Türkiye’nin çok partili siyasi tarihinde gençlik her zaman aktif oyuncular arasında yer almıştır. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i gençlere emanet ederken, yöneticilerin vurdum duymaz davranması halinde gençlerin müdahale etmesini önermiştir. 1960’ta Adnan Menderes’in devrilmesi ve 1980’de Kenan Evren’in askeri darbesi, gençlik hareketlerinin etkisiyle gerçekleşmiştir. 2013 İstanbul Gezi Parkı protestoları da gençlerin öncülüğünde bir protesto olarak görülmüştür.
Ancak, son on yıl boyunca gençlerin sesi pek duyulmadı. Düzenlenen protestolar genellikle yaşlı kesimden katılımcılarla sınırlı kalmıştı. Gençlerin ise bilgisayar oyunları ve sosyal medya ile meşgul olduğu düşünülüyordu. Kitap okumadıkları, gazete almadıkları ve siyasi partilere ilgi göstermedikleri gibi değerlendirmeler yapılmıştı.
Apolitiktiler!
Ne var ki 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu görevden alındıktan sonra, ülke genelinde gençlerin katılımıyla büyük gösteriler başladı. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Bursa gibi şehirlerde milyonlarca insan sokaklara döküldü ve bunların önemli bir kısmı, daha önce apolitik olarak tanımlanan gençlerdi.
Gösterilerde ellerinde parti flamaları yerine Türk bayrakları ve kendilerinin tasarladığı afişler vardı. Mizahi bir dil kullanarak “Tek adamla hayat geçmez!” gibi sloganlar atıyorlardı. Bu gençlerin bu durumda ne kadar kararlı ve direnişçi oldukları, yaptıkları gösterilerde rahatça görülüyordu.
Çevrimiçi’nden Devrimiçine
Bazı gözlemciler “Bu çocuklar bugüne kadar neredeydiler?” sorusunu sorabiliyor. Cevap basit: Bilgisayar ekranlarının önünde ya da telefonlarıyla haşır neşirdiler. Artık bireysellikten çok, toplumsal bir hareket içine girmişlerdi. Slogan atarak ve birlikte hareket ederek, katılımcılık sergiliyorlardı. Çevirim içi ortamda izleyici konumundayken, artık sokaklarda aktif birer katılımcı haline geldiler.
Kimliklerinde ideolojik ayrımlar gözetmiyorlar; sağcı ya da solcu olmak onlar için çok fazla anlam taşımıyor. Ancak etik değerlere büyük önem veriyorlar ve siyaseti ahlaki bir perspektiften değerlendiriyorlar. Erdoğan’ın İmamoğlu’nu saf dışı etme girişiminin vicdanlarına hitap etmediğini düşünüyorlar.
Gelecek Korkusu
Daha ciddi bir durum ise, AKP’nin yaratt